top of page

Doldur Kadehlerimizi Gecelerimize

  • 28 Şub 2018
  • 2 dakikada okunur

Doldur Kadehlerimizi Gecelerimize

Hayat yorucu, bunaltıcı, günler uzun ve sıkıcı. İnsan kaçmak istiyor bazen, yalnızlığı istiyor. Bir deniz kıyısında bir tahta masada balığının yanına salatasını alıp kadehini rakısıyla taçlandırmak istiyor.

Sonra insan kendi haline bakıyor, önce kendine bir küfür savuruyor. Balığın tadı yok, mezeler ekşimiş, rakı boğazını yakmıyor.

Alıyor eline telefonunu, yılların dostluğunu eskitmediği ama görüşemediği arkadaşını arıyor. “Abi sofrayı kurdum ben, sen bize 4-5 kadeh bir de bizim çocukları getir.” “Tamamdır.” diyor hattın karşısındaki. 45 dakika sonra bir araba yanaşıyor yanına içeriden uzun süredir görmediğin güzel insanlar iniyor. Balık kokusu sarıyor dört bir yanı. Tabaklara birer birer balıklar konuyor, dostlar neşeli. Sohbet kırıp geçiriyor ortalığı, kahkahalar çınlıyor, konu anılara gelene kadar..

Ne tesadüfse anılar eski güzel günleri hatırlatırken bir anda arkada çalan müzik değişiyor. Bir Müslüm Gürses giriyor bir de Ahmet Kaya araya, sonra dostlarla bakıyoruz birbirimize, hepimiz yıpranmışız, hayat savurmuş hepimizi bir yerlere.

“Keşke çocuk kalsaymışız be beyler.” diyorum. Sevdiklerimize geliyor konu, bir bir kaybetmişiz onları. Gülüşlerinden açıyoruz konuyu, ilk kez elinden tutuşumuzdan ilk öpücüğümüze geçiyoruz, ilk aşklarımızdan kapatıyoruz konuyu. Hepimiz kaybetmişiz. Anılar dün gibiyken sevdiklerimiz gideli yıllar olmuş. “Her şeyden geriye yine dostlar kaldı. Yine biz bize kaldık.” diyor 35 yıl önce bir sokakta top oynadığın dostun, ilk kopyayı birlikte çektiğin arkadaşın “Biz, deniz, masamız ve kadehlerimiz. Bir de bu namussuz tatsız tuzsuz lüfer balığı kaldı.” “Beyler diyorum, rakı eskiden bu kadar çabuk çarpmazdı sizleri.”

Hakikaten çarpmazdı eskiden, demek ki yaşlanmak gerçekmiş, zaman eskitmiş hepimizi. “Değiştirme konuyu!” diye kızıyorlar bana. “Çok konuşma da doldur kadehlerimizi gecelerimize.” Alıyorum şişeyi hepsine dolduruyorum. “Şimdi bizden geriye kalmayan bir şeye gerçek sevgiye kaldıralım kadehleri.” O anda Ahmet Kaya sözleri seçiliyor arkadan. “Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimiz de.” Hepimiz şarkıya eşlik ediyoruz ara sıra kadehler sessizce kalkıp tokuşuyor tekrardan sadece bir çınlama sesi geliyor şarkılara eşlik eden. Gözler kızarmış, belki dolmuş ama kimse ağlamamış. Hep birlikte terkediyoruz masayı bir battaniye çekiyoruz kumların üstüne atıyoruz. Yıllar önce olduğu gibi sanki bir arkadaşın evine yatılıya gelmiş gibi doğa ananın evine yatıyoruz. Sabah olunca kendimizi denize atıp sonra da arabamıza biniyoruz.

Önceki gecenin hüznü atlatılmış, herkes tekrar biraz çocuk olmuş yine. Şehre doğru sürüyoruz herkes evlerine gidiyor. Alkolden arınmak için soğuk bir duş. Sonra yakalı gömlekler giyiliyor, yine boyun tasmamız olan kravatımızı geçirip İstanbul’un is kokulu caddelerinden geçip gündelik sıkıcı hayatımıza dönüş yapıyoruz.

Ama işte şu küçük kaçamaklar olmasa, nasıl yaşayabilirdi ki insan? Nasıl bir mermiyle kendini bitirmeye kalkmazdı? Bu yükü nasıl kaldırabilirdi?

Dostlar, acıların tek ilacı gibi gözüküyorlar. Dünün ilacı, yarının yoldaşı olan dostların hepsine selam olsun.


Yorumlar


© 2017 Halil Kale Fen Lisesi için düzenlenmiştir.

bottom of page