Kaderin İlk ve Son Gecesi - Öykü
- 16 Nis 2018
- 2 dakikada okunur
Kaderin İlk ve Son Gecesi
Havanın sıcak veya soğuk olmaya karar veremediği bir mart gecesi sokakta YALNIZ başına gezen genç, güzel bir kadın. Saat 03.53. Her sert rüzgarda, üstüne giydiği kırmızı hırkasına sarılıyor. Gözleri soğuk ama kararlı. Sokakta ondan başka birkaç grup genç kahkaha atıp neşelerini karıştırıyor sert rüzgara. Etraf karanlık; binalar yorgun, hüzünlü bir baba gibi “Dikkat et, yavrum.” diye söyleniyorlar sanki. Ama o kararlı, her şeye bir son vermeli. Tam şu an saat 03.59. Ayakkabılarının sesi duvarları delip geçiyormuşçasına sert.
“Bencilsin, güçsüzsün, düşüncesizsin, yapamazsın, sessiz ol, edepli ol!”kulaklarını tıkıyor.Düşüncelerine yüzlerce kez “Sus!” demesine rağmen tıkıyor kulaklarını bu seslerden. Düşüncelerini bir kenara bıraksa yanından geçen gencin arsız gözleri ona yeniden söylüyor, hepsini ve daha fazlasını. Yürüdükçe yol daha uzuyor sanki. Bacaklarının titremesine daha fazla dayanamayıp oraya işte tam yanındaki kaldırıma atıyor kendini. Ağzında gözlerinden akan tuzlu suyun tadı dudağındaki yaranın kan tadıyla karışmış durumda. Ağlıyor sadece ağlıyor, devam eden acımasız bir yankı onun hüznü. Saat 04.12.
“Sen kendini ne zannediyorsun!” kulaklarında yankılanan kalın o pürüzlü ses en çok bu cümleyle canını yakmıştı.” Ben kimim?” kalktı, kalkmalıydı sadece kalkıp devam etmeliydi. Oturup güçsüzlüğünü, acıları daha fazla anlatmamalıydı, ona sinsi sinsi gülen kaderine. Sokakta şimdi yalnız o vardı. Şimdi daha iyi görüyordu dilsiz duvarların buğulu bakışlarını. Kafasını indirdi sadece o herkesin bayıldığı, pahalı ayakkabılarına baktı, güçlü adımları arasında. Hızlandı, bir an önce tüm bunlardan kurtulmak istiyordu. Sessizliğe,yalnızlığa; bu apartmanlardan, pahalı ayakkabılardan bile uzağa gitmek içindi tüm bunlar.Saat 4.55. Sanki aniden o sert rüzgârların önünde bir engel koyulmuş gibi durdu her biri.İşte gelmişti ama durdu. Uçurum önünden akıp gidiyordu. Huzuruna yalnızlığına kavuşmak için önündeki tek engel ayakların altında işte bu topraktı. Oturmak istedi. Belki son kez hayatın anlamını düşünecekti. Belki son kez ağlayacaktı. Sıkılmıştı zaten düşünmekten de ağlamaktan da.05.20. Son kez kafasını kaldırdı işte önündeki uçurumun ardındaki kocaman şehrin ışıkları. İstanbul, soğuk ama gerçek ışıkların, gerçek zenginliklerin şehri. Uğruna nice canlar verilmiş iki kıtanın giriş kapısı. Doğup büyüdüğü şehir aşklarının,acılarının, umutlarının, kayıplarının, aldığı her nefes için ödediği bir başka bedelinin yaşandığı bu şehir şimdi ondan ayrılmak üzere ayaklarının altına serilmişti. Her bir ışık sanki bir mutluluğu simgeliyordu. Sanki yaşananları haykırıyordu şehir, kocaman acıların üstüne örtülmüş kucaklar dolusu zenginlik. Saat 06.35. Gözünden akan yaşlarla gün doğumuna baktı. Güneşin umuduna. Telefonundan yayılan hüzünlü bir şarkı daha sona ermişti. Fakat o, tüm yargılara rağmen sona ermeyecekti. Acılar olmasa tutunulabilir mi ki hayata? Dün kararlıydı buraya gelirken ama ölmek için değil ölmemeye karar vermek için. Sabah ezanın sesi kulaklarındayankılandığında arkasına döndü, şimdi koşuyordu yeni acıların üstesinden gelmek için. Fakat öncelikle iyi bir uykuya ihtiyacı vardı. Saat 07.00. Günaydın.
Yaren BAYRAM

Çizim: Ayşe Erginli

Yorumlar